KemalistizBiz
Eylül 09, 2010, 08:10:04 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: HAYATTA EN HAKİKİ YOL GÖSTERİCİ BİLİMDİR FENDİR...M. Kemal Atatürk
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: 10 KASIM  (Okunma Sayısı 453 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Hamide
Süper Moderator
Araştırmacı Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 221



« : Kasım 09, 2008, 09:50:11 ÖS »

ON KASIM (10 KASIM) ATATÜRKÜN ÖLÜMÜ


Numan Serteli

Yarın 10 Kasım, Atatürk'ümüzün ölüm yıldönümü. Birkaç haftadır süren anma hazırlıklarının sonuna gelindi. Törende şiir okuyacaklar, konuşma yapacaklar tespit edildi. Türkçe dersinde Atatürk ve 10 Kasım şiirleri en baştan taranırken, bir yandan da günün mana ve ehemmiyetine uygun kompozisyonlar yazıldı. Müzik dersinde mutat milli repertuara Ata'mızın hiç duyamadığı şarkılar da eklenerek solo ve koro çalışmaları hızlandırıldı. Resim dersinde ise en çok rağbeti Atatürk figürlü Anıtkabir ana temalı muhtelif çalışmalar gördü.

Öğretmenimiz son derste yarın okula gelirken kıyafetlerimizin temiz ve düzgün olmasını istedi (yaslı 10 Kasım, siyah önlüğümüze en yakışan tarihi gün olsa gerek) "Çiçek de getirin, özellikle Kasımpatı... O Ata'nın en sevdiği çiçektir." dedi öğretmenimiz. Özellikle bazı kız öğrencilerin kendilerince çok kutsal gördükleri bu "çiçekli" görevi kimselere kaptırmaya niyetleri olmadıklarını ve bu uğurdaki üstün çabalarını bildiğimden; bu masraflı ve uğraştırıcı işe girişmeyeceğim. Biliyorum ki bu çiçeklerle okulun geniş merdivenli ana kapısından içeri girildiğinde hemen göze çarpan Atatürk büstü süslenecek. Hatta o büst yarın tören icabı, bahçeye bakan merdivenlerin başına taşınacak. Tören sona erdikten sonra da yine eski yerine dönecek; yani bana hep bir macera filminin küçük platosu hissini veren; sarmaşık yapraklarıyla kaplı duvarın önüne konuşlanmış kırmızı kovalar, acayip balta ve çengellerle süslü, "yangın köşesi"nin karşısına. Bu büstün her iki yanına birer meşale dikilecek ve "izindeyiz" başta olmak üzere kimi ilgili sözler fona yerleştirilecek. Çoğu "çift dikiş" diye adlandırılan "yaşlı" ve iri yarı öğrenciler aynı mahalde sırayla saygı nöbetine dikilecekler. Bu nöbetin işlevinin biraz da çiçeklere musallat olacak yaramazları uzakta tutmak olduğunun bilincinde olarak...

10 Kasım'larda en sinir olduğum laf "izindeyiz". Ne izini? 1 Mayıs Bahar Bayramı gibi "üfürükten" bayramda dahi tatil yapıyoruz da, aslanlar gibi Atamız ölmüş, bir günlük tatili bile bize çok görüyorlar. Bu çelişkiyi hiç bir zaman anlamadım, anlamayacağım da!.. Tamam söz veriyorum, bayram yapmayacağım, neşeli oyunlar da oynamayacağım. En fazla evin içinde tahta sandalyeyi yere yatıracak, sandalyenin bacakları arasındaki şoför mahalline oturacak ve "ııııınnıınıııı" mealinde sesler çıkararak araba kullanacağım. Hem de saat dokuzu tam beş geçe pencereye karşı durarak ve hayali kornamı en cayırtılı bir şekilde çalarak...

Oysa bunun yerine sabahtan okulun bahçesinde toplanacağız yarın biz. Saat dokuzu beş geçe saygı duruşumuza eşlik eden ilk siren sesi, mahallemizin karakolundan yükselecek. Sonra hemen yanımızdaki ana caddenin arabalarının klaksonları ve uzak semtlerdeki fabrikaların buğulu düdüklerine karışarak kulağımızı dolduran, nedense en acıklısı, gemi düdükleri... Ardından en hislisinden konuşmalar, şiirler... Ölmesini hiç içime sindiremediğim sevgili Atatürk'le ilgili, insanın içini parça parça eden şiirler. Ama yine de, kendimi ne kadar zorlasam da, hani o çiçek işinde uzman kızlar var ya; işte onlar gibi zırıl zırıl ağlayamadım hiç...

Ve yarın radyolar bütün gün babamın "gıygıy" dediği müzikleri çalacak. Diğer günlerde de duyulduğu an radyonun cebren susturulduğu müzikler. Birkaç yıl önceye kadar, bunca bestenin sırf Atatürk öldü diye yapıldığına emin olduğum bu müzik türü hakkındaki fikirlerim, sadece benim merakımla, yavaş yavaş değişiyordu ama babamın tepkisi asla... "Kapa lan şunu! Gıy gıy gıyy..." Radyodan zevkle dinlediğim, "reklamlararası" program "Orhan Boran ve YUKİ" de yayınlanmayacak yarın. Sinemalarda bizi kah neşeyle kah hüzünle yoğuran filmler de oynamayacak. Onların yerine, rengarenk afişleri siyaha boyanmış sinemalara okulca gidip, Ata'mızla ilgili eski, kopuk kopuk ve hızlı gösterilen "şarlovari" filmleri yeniden izleyeceğiz. Yalnız asla gülmeden...

Ben, belki inanmayacaksınız, bundan üç yıl önceki 10 Kasım gecesi, Atatürk'ü gökyüzünde gördüm. İnanmayacağınızı biliyordum... Zaten bu yüzden bu olayı kimselere anlatamadım. İsterseniz yemin de ederim. Valla billa... Ata'mızın portresi gecenin karanlığında bir dolunay gibi parlıyordu.

O gece ailemle dedemleri ziyaretten dönüyorduk. Ve ben yol boyunca tepemde Atatürk, eve kadar yürüdüm.

En sevdiğim oyunlardan biri havanın açık olduğu akşamlar eve girmeden önce, "ay"la birlikte mahallenin tüm sokaklarını dolaşmaktır. Hatta ay beni kaybetsin, takip edemesin diye son hızla koşarım, ama nafile... İşte Ulu Atatürk o gece aynı ay gibi, sürekli beni takip etti. Eve girmeden önce son kez ona baktığımı hatırlıyorum. Zaten bir daha da göremedim. Ama yarın gece yine bir umut, gözüm gökyüzünde olacak...



* Bu yazı, çocukluğunu hatta gençliğini de geride bırakmış bir cumhuriyet çocuğunun, beyin kıvrımlarında bulunmuştur.
 
Logged

Hamide
Hamide
Süper Moderator
Araştırmacı Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 221



« Yanıtla #1 : Kasım 10, 2009, 03:26:57 ÖS »

ATATÜRK'LE

Getirin
Denizleri, gökleri, dağları, ovaları
Tayfunları, şimşekleri, boraları
Tarihleri, destanları
Atatürk'ü anlatacağım.

Mavi-yeşil gülerdi Atatürk
Gökleriydi-denizleriydi vatanın
Gülüşü...
Tayfunları,şimşekleri,boralar gözlerinde
Bakışlarında yurt rüzgarlarının türküsü...

Onun savaşçı elleri yol verdi Akdeniz'e
Barışçı elleri güç verdi hepimize
Okul, yol, baraj, fabrika
Ve baştanbaşa bir yeni Türkiye
Kasımların yaslı sabahında insede bayraklar yarıya
Atatürk'le çoğalacağız
Yürüyor varlığımız Atatürk'le

Yaşar Faruk İnal
Logged

Hamide
Meltem yeli
Süper Moderator
Araştırmacı Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 101


« Yanıtla #2 : Kasım 10, 2009, 03:44:57 ÖS »

Yabana!

Ana şu dünyaya ben niye geldim,
O adamcığa niçin baba dedim,
Yoksa taş yarığından mı türedim,
 Sebebini yabana mı soralım

Köyümdeki tarlamız nasıl tarla,
Neden doldu şimdi yabancılarla
AB kardeş mi oldu Toroslar’la
Nedenini yabana mı soralım?

Ben yaşıyor muyum daha gerisi,                       
Sürünen halam teyzem, yengem nesi,                   
Ninem, dedem ve ninemin ninesi,                           
Sağ, sağlar mı, yabana mı soralım.

Ne zamandan beri çalışmak ayıp                         
Ülkem için sömürü ağır kayıp,                         
Avrupalı kardeşim bizi soyup,                             
Gitmesini yabana mı soralım. 

Ne para buldu bu millet, ne rahat,                             
Cebel tarla, dağ, bayır, bilmez hayat,
Mecidiye, tura, metelik heyhat,
Hesabını yabana mı soralım?           

Koyun kuzu tükendi dağlarımda,
Sağlam üzüm kalmadı bağlarımda. 
Milli gizem taşıyan ağlarımda,
Ar namusu yabana mı soralım?

Ben nasıl bir baba oldum şaşarım,
Ülkem gâvur dolmuş, ortak yaşarım,
Com, yes, no, okey, bu mu başarım,
Özgürlüğü yabana mı soralım?

İlaca yarar bir çare kalmasın,
Bankalar, borsalar batsın, kapansın,
Halk uyanıp size bela olmasın,     
Sömüreni yabana mı soralım?.

Çoğaltıp, üretmeyip avuç açtık,
Milli sorunumuzdan niye
kaçtık,                                                                                                                                 
Elin yabanına sanki muhtaçtık,                                                                           
Çalışmayı yabana mı soralım.

Cenevre’den, Hungarya’ya, Tuna’ya,
Tibet, Kırım, Kafkasya, Azerya’ya,
 Fas, Arap eli, Mekke, Medine’ye,
İşsizliği yabana mı soralım?

Bırakalım her şeyi onlar verecek,
Avrupa yollara halı serecek,   
Mezarın üstüne Paris gelecek,                                     
Hatıratı yabana mı soralım..     

Niye doğdu Kanice kahramanı,
Pilevne’den çıkmadı hanlar hanı,
Neden döktüler, neden bunca kanı,
Dedeme mi, yabana mı soralım..   

Heba olmuş onca aş, onca emek,                                                         
Ekilen buğday, arpa, mısır, ekmek,
Bilmez, beceremeyiz, değil yemek
Ölmek için yabana mı soralım?

İstanbul neci Konstantinopolis,     
Fasilus, Alaiya, kapadokus,                           
Üç Kapılar da neci Adriyanus,
Tercümeyi yabana mı soralım.

Kaç haçlı seferi, hoks poks, cin peri,
Olur, mu kardeş Kudüs Araf yeri,
Tövbe, Hz. Muhammed, hac, Kâbe yeri,
Müslüman’ı yabana mı soralım?.

Türk parası mangır oldu kör olası,
Mark, Eyro, dolar geldi kolağası,     
Artık alış verişler gâvur parası,
Ticareti yabana mı soralım?. 
                                                                               
İyi ki oldunuz ‘AB’ başımıza,
Dayandınız kapımıza, hanımıza,
Atamıza, ceddimize, canımıza,
Esareti yabana mı soralım?
                                                                                   
 Tabi ya,’barbar’dır biz Türkler,
Onca yabanın kanını döktüler,
Anadolu’dan bile söküp attılar,
İşgalciyi yabana mı soralım?.
.
Biz kimiz ki Avrupa var iken(!)       
Dünyaya bela bir kara diken,
Her şeye razı, naçar, boyun büken,
Dürüstlüğü yabana mı soralım?
                           
Türk malı kalmadı, tükendi bitti                                                                                                                                       
Tarlada arıklar fidanlar gitti,
Atalarım çoktan cartı çekti
Yok, oluşu yabana mı soralım?
                                                                                           
 Demiri biz bulmadık onlar verdi(!)
 Leşimizi yere Avrupa serdi,                             
 Fabrika, tesisler eski, beterdi,                                       
 Uygarlığı yabana mı soralım?                                                                                 

Sorman bile hata tüm bunları
Alçağa açık Avrupa yolları,
Dedemin ninemin altın pulları,
Yâd elde ki; yabana mı soralım?               
Meltem Yeli
1.12.1995

Logged
Hamide
Süper Moderator
Araştırmacı Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 221



« Yanıtla #3 : Kasım 10, 2009, 03:53:12 ÖS »

Soralım Meltem Yeli Emin bey soralım, önce kendimize soralım. 15 yıl önce yazılmış yurdum halinden eksilen olmamış eklenense çok, bunu hesabını önce kendimize soralım. Sonra kapılarımızı sonuna kadar açan ab-abd uşaklarına soralım.
Elinize sağlık duyarlı arkadaşım.
Logged

Hamide
kemalist
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 43


« Yanıtla #4 : Kasım 10, 2009, 05:37:35 ÖS »

yüce türk milletinin tekrar başı sağolsun
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.231 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu
Eskişehir Web Tasarım